TÜRKİYE'DE EĞİTİM EŞİTSİZLİĞİ

Lima Bildirgesi'nde "Eğitim, insan kişiliğinin ve onurunun tam gelişimini sağlamaya yöneliktir; ve insan haklarına, temel özgürlüklere ve barışa duyulan saygıyı pekiştirir. Eğitim tüm insanların özgür, eşitlikçi bir toplumun kurulmasına etkin bir biçimde katılmalarını sağlar ve tüm uluslar, tüm dini ve etnik gruplar ile tüm ırklar arasında anlayışı, hoşgörüyü ve dostluğu geliştirir." denmektedir. Eğitimin amacı, insanlığın insanlığını aramasıdır. Fakat ortada bir gerçek var ki gelişmiş ülkelerde eğitim hakkının kitleleri yanlı bir şekilde kapsadığı, az gelişmiş ülkelerde ise nüfusun çoğunu kapsamadığıdır. Uluslararası Eğitim Bürosu'nun "Varolmayı Öğrenmek" adlı raporuna göre, dünyada okullaşma oranı çağ nüfusunun % 30 -40 'ıdır.

19. yüzyılda var olan sosyal sınıflaşmanın devamı öngörülerek, eğitim değişim gerektiren bir kurum olarak değil, düzeni koruyan bir kurum olarak kullanılmıştır. Alt tabakadan insanlar uygulamaya dönük mesleki teknik eğitim kurumlarında yer alırken, zengin sınıflara kuramsal eğitim uygun görülmüştür. Eğitimde fırsat eşitliği ilk kez İngiltere'de işçi Partisi tarafından ele alınmıştır. Zaman içerisinde zorunlu eğitime gidilerek bu eşitsizlik kısmen giderilme çabasına girişilmişse de bu eşitsizlik günümüzde de sürmektedir.

Az gelişmiş bir ülke olan Türkiye'de ise, eğitim eşitsizliği farklı şekillerde baş göstermektedir. Bunları şu başlıklar altında inceleyebiliriz:

a) Ekonomik ve Kültürel Etkenler
b) Kent - Kır Farklılığı
c) Etnisite, Dil ve Din Ayrımı
d) Cinsiyetçilik

a) Ekonomik ve Kültürel Etkenler

Eğitim eşitsizliğinin en önemli belirleyenlerinden birisi, ailenin sosyal ve ekonomik statüsüdür. Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE) 'nün verilerine göre ülkemizde okula devam edemeyen 12 ve daha yukarı yaş nüfusunun % 47.7'si ekonomik nedenlerle eğitimine son vermiştir. Bu rakam ailenin ekonomik statüsünün (zenginliği ya da fakirliği, hangi ekonomik sınıfa tabi olduğu) eğitim üzerindeki etkisini göstermesi açısından oldukça çarpıcıdır. Dolayısıyla eğitim eşitsizliğinin en önemli belirleyenlerinden bir tanesinin, bizzat gelir dağılımındaki eşitsizlik olduğu ortaya çıkmaktadır. Ekonomik imkanların kısıtlılığı, çocuğun okula devamını dahi (eğitim olanaklarından ne ölçüde yararlanıldığını, kalitesini, araç-gereç olanaklarını, öğretmen ve derslik olanaklarını, vs. geçiniz; bizzat eğitimden) engelleyen en önemli faktördür.

Oğullar/kızlar, ebeveynleriyle aynı mesleki kategori içerisinde yer almaya eğilimlidirler. Alt tabakadan bir birey, yukarı doğru hareketlense de eğitim bu anlamıyla daha meritokratik bir yapıyı ifade etse bile, bu birey üst tabakadan bir bireye göre kariyerine daha aşağıdan başlar. Bu nedenle, eğitimin meritokrasinin olanaklarını ne derecede arttırdığı, halen tartışılır bir konudur. Göstergeler, alt tabakalardan gelen bireylerin üst tabakalara geçebilme olasılığında bir düşme eğilimi olduğunu ortaya koymaktadır. Coleman'ın yayımladığı ve eğitim çevrelerinde büyük bir alt üst oluşa ve karamsarlığa yol açan rapora göre; alt tabakalardan gelen çocukların eğitim gördükleri okullardaki eğitim araçlarını üst tabakalarınkilerle aynı seviyeye çekmek (aynı araç-gereçler, aynı bilgi düzeyindeki öğretmenler, hatta aynı okullar, vs.), eğitimde eşitsizliği azaltan bir etken olamamaktadır.

Eğitim sistemi ve onu belirleyen bir bütün ekonomik ve sosyal sistemin doğrudan bir sonucu olan bu durum, çocuğun yetişmedeki psikolojik ve sosyal durumu ve edinimleriyle birlikte daha da katmerlenmektedir. Bu noktada kültürel sermayesi olan ebeveynlerin çocuklarıyla, böyle bir sermayesi olmayan ebeveynlerin çocukları arasında açık bir eşitsizlik vardır. Entelektüel bir ailenin çocuğu, aile içerisinde sosyal ve psikolojik açılardan, okuldaki eğitime bir çeşit hazırlık evresinden geçmektedir. Onlar, okul yaşantısını kolaylaştıracak birçok temel bilgi ve davranışları aile içerisinde edinirler ve daha üstün ifade ve bilgi aracını kullanma yeteneğine erişmiş okurlar.

Tüm bu özellikler, Türkiye'deki eğitim sisteminde ekonomik ve kültürel etkenlerden kaynaklı eşitsizliklerin, Türkiye'deki ekonomik ve kültürel eşitsizliklerin daha da açık ve büyük olmasından dolayı, daha bariz görülmesi sonucunu doğurmaktadır.

Özellikle lise dönemindeki okul çeşitliliğinin, eğitimdeki eşitsizlikle olan bağı bu yaklaşımla daha anlaşılır kılınabilir. Daha üst düzey eğitim olanaklarından yararlanabilmek için, öncelikle de üniversitede okuyabilmek için, seçilim liseye girişle olmaktadır. Fen Liseleri, Anadolu Liseleri, kolejler, vs. ile diğer normal liseler arasında eğitim olanakları açısından, özellikle de üniversiteye giriş sınavındaki başarı oranları açısından büyük farklar vardır. Fen Liseleri, Anadolu Liseleri ve kolejler, üst ve orta-üst tabakadan çocukların okudukları okullar olmaları, normal liselerinse, orta ve orta-alt tabakadan çocukların okudukları okullar olmaları itibarıyla, eğitimdeki bu eşitsizliğin ekonomik kökenleri hakkında bize ipucu vermektedirler. Alt tabakalar hakkında ise zaten pek söylenecek söz yoktur. Türkiye'deki liseleşme oranları, alt tabakaların vahim durumunu gözler önüne sermektedir.

Yine dershanecilik sistemi de bu tabloya eklenebilir. Elde edilecek sonuçlar, eğitim eşitsizliğinin ailenin ekonomik durumuyla alakalı olduğu tezini doğrular niteliktedir. Dershanecilik sektörünün büyük cirosu, dershaneye gidemeyen öğrencilerin üniversiteyi kazanabilme oranlarındaki ciddi düşüşle birlikte ele alındığında, adeta parası olmayanın okuma hakkı da elinden alınmış izlenimi vermektedir.

b) Kent - Kır Farklılığı

Türkiye, kent ve kır toplumları olarak iki şekilde incelenebilir. Uygulanan politika, ekonomik ve toplumsal yapı bakımından farklı olan kent ve kır arasında, eğitimden yararlanma olanakları anlamında da açık bir dengesizlik doğurmaktadır. DİE verilerine göre; kentsel nüfusun %11.6'sı okuma-yazma bilmiyorken, bu oran kırsal nüfusta % 24'e çıkmaktadır.

Köy nüfusunun yetersizliğinden birçok köyde hala okul yoktur. Okul ihtiyacı ancak nahiye ve ilçelerdeki ortak okullarla karşılanmaktadır. Okulun uzak olmasından ve doğal şartlardan kaynaklı olarak çocuklar okula ulaşım sorunu yaşamaktadırlar. Köyde (eğer varsa) öğretmen başına düşen öğrenci sayısı, şehirdekinden daha fazla ve gönderilen öğretmenin statüsü (deneyim, vekil öğretmen olması, vs.) düşüktür. Ayrıca, kırsaldaki okullarda eğitim için gerekli araçlar yeterince karşılanamamaktadır. Bu da eğitimin kalitesi açısından açık bir eşitsizliği ifade etmektedir.

Bir diğer etken ise, kırsal kesimde çocuğun işgücüne ihtiyaç duyulmasıdır. Çocuklar, tarlada ailesiyle beraber ya kendi tarlalarında ya ücret karşılığı işlerde ya da ev işlerinde çalıştırılmaktadır.

Yine kırda yaşayan insanların, şehirde yaşayanlara göre, sosyal bir özellik olarak daha muhafazakar olmaları, onların çocuklarını okula göndermeme ya da daha az oranda gönderme gibi bir olguyu ortaya çıkarmaktadır. Bu da kırsaldaki çocuklarla, kentteki çocuklar arasında bir eşitsizliği ortaya koyar.

Kırsal bölgelerdeki liselerden üniversiteyi kazanan çocukların sayısı, ekonomik etkenlerle birlikte kır-kent farklılığından doğan ayrımların bir sonucu olarak, parmakla sayılacak kadar azdır. Genel olarak okullaşma oranları da (liseleşme, vs.), genç nüfusun bu bölgelerde yoğunlaşmasına rağmen, kır-kent farklılığının eğitim eşitliğinde de bir sapmaya yol açtığını açık bir biçimde ortaya koymaktadır.

c) Etnisite, Dil ve Din Ayrımı

Türkiye'nin farklı il ve bölgelerine dağılmış birçok farklı etnik grup vardır. Bu grupları, en kolay yoldan, konuştukları dil ile ayırmak mümkündür. Bunların bir kısmı zamanla Türkçe eğitime uyum göstermiştir. Ancak resmi rakamlara göre dahi, Türkiye'de anadil olarak Türkçe dışında bir dil kullanan 3 milyon civarında bir nüfus vardır. Elbette gerçek rakamın bunun çok ötesinde olduğu da belirtilmelidir.

Bu nüfusun yoğunlaştığı bölgeler esas olarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleridir. Bu bölge insanlarının ortalama % 75'i Kürt'tür. Anadil olarak Kürtçe konuşan bu insanların önemli bir bölümü Türkçe ile ancak ilköğretimde tanışmaktadır. Bugün İngilizce eğitim veren üniversitelerin öğrencilerinde dahi ciddi düzeylerde algılama sorunu yaşanırken, 7 yaşındaki çocukların normal şekilde Türkçe öğrenmeleri ve eğitsel, sosyal, kültürel edinimlerini bu dil aracılığıyla gerçekleştirmeleri beklenmektedir.

Eğitim ayrıca şoven bazı özellikler göstermekte ve çocukların yaşadıkları çevreyi dışlar nitelikte verilmektedir. Lozan Antlaşması'nın 41. Maddesi'ne göre; azınlıklara ilköğretimi kendi dillerinde yapabilme hakkı tanınmış; ancak bunun pratik bir değeri olmadığı gibi (birkaç Ermeni ve Rum özel okulu dışında), Kürtler bu haktan mahrum bırakılmıştır. Bu nedenlere dayanarak etnik kökene dayalı bir eğitim eşitsizliğinden bahsetmek, hiç de gerçeklerden uzak bir yorum olmaz.

Bir de din kökenli bir ayrımdan yeterli düzeyde veri olmasa da bahsetmek mümkündür. İslam’ın Sünni mezhepsel inanışını karşılayacak şekilde ilköğretim ve liselerde zorunlu din eğitimi dersleri mevcuttur. Bu, diğer mezhepsel inanıştaki insanlar ve onların çocukları için rencide edici bir durumdur. Evinde ve okulda farklı iki inanış içerisin de şekillenen bu çocuklar, din eğitimi konusunda, açık bir eşitsizlikle yüz yüze bırakılmışlardır.

Öte yandan, eğitim olanaklarından eşit ölçüde yararlandırılmalarına karşın, hatta bu konuda Sünni mezhepsel inanıştan insanlara oranla, okullaşma oranının daha yüksek olduğu alevi mezhepsel inanıştaki insanlar, eğitim sonrası meslek edinimlerinde daha alt tabaka ve mesleklerle yüz yüze bırakılmışlardır. Bu durum, ayrı bir inceleme konusu olabileceği gibi, konuya ait net verilerin olmadığı da not düşülmelidir. Ancak eğitim olanaklarından eşit şekilde yararlandırılırken mesleki ayrımlarda ve sosyal statüde ikinci sınıf olmanın, her ne kadar tam olarak eğitim eşit sizliğini destekleyen bir durum olmasa da sosyal yaşama ve bunun içinde yeniden üretilen eğitim kurumuna bazı göndergelerinin olduğu açıktır.

d) Cinsiyetçilik

"Kadın-erkek ayrımı gözetmemek demek; cinsiyetine bakmaksızın kişinin doğal yeteneklerinin ve bilgisinin hem kendi, hem de toplum yararına geliştirilmesi için olanak sağlamaktır" diyor Sevim Tunç. Ancak, çocuğun yetenekleri ta doğarken cinsiyetine göre sınırlandırılmaktadır. Kadının yaşamdaki rolü, çocukluğunda evcilik oyunuyla başlayıp süregitmektedir.

Kadın tüm dünyada ikinci sınıfken, Türkiye'de, feodal kültürel şekillenmenin baskınlığından kaynaklı olarak daha da aşağılanmaktadır. Çok övülen kemalist reformlar ise, kadını sadece Avrupalılaşma ve modernleşmenin bir sembolü olarak görmüş ve kadını yine iyi bir eş ve anne olarak tanımlamıştır. Bu reformların kısıtlayıcı etkileri halen yaşamsallığını korumaktadır.

Kız çocuklan hala örf-adetler ve toplumun kültürel şekillenişi yüzünden eğitim dışına itilmektedir. DiE'nin verilerine göre; erkek nüfusun % 7'si okuma-yazma bilmezken; kadın nüfusun % 24'ü okur-yazar değildir. Bu fark, yüksek öğrenime kadar ve ondan sonra da devam etmektedir. Yine bu verilere göre Türkiye'de yüksek öğrenime devam edenlerin % 62'si erkekken, % 3 8'i kadındır.

Bunların yanı sıra, açılan mesleki kız okullarında ise, teknik eğitimle üretim güçlerini geliştirmek yerine, daha iyi bir ev kadını yetiştirme amacı güdülmüştür. Hatta kadının mesleği (öğretmenlik, sağlık hizmetleri, vs.) bile belirlenmiştir. Açıkça görülüyor ki kadın ve erkek eğitimde eşit fırsat ve olanaklara sahip değildir.

Sonuç

Bu çalışmada eğitim eşitsizliği ve bunun Türkiye'deki izdüşümü ortaya konmaya çalışıldı. Elbette ki bu konu bu kadarla sınırlanamayacak derecede geniştir. Burada ancak bir özet ya da bir bakış açısı geliştirilmeye çaba harcanmıştır. Eğitimde eşitsizliği koşullayan yukarıda kısaca açtığımız dört temel unsur, ayrı ayrı araştırmaların konusudur. Yine bu dört temel unsur arasında da dolaysız ilişkiler vardır. Eğitimde eşitsizlik, ancak bu dört temel unsurun karşılıklı bağları ve yine burada değinilmeyen bir takım değişkenlerle bağları ortaya konularak gerçek anlamda incelenebilir ve anlaşılabilir.

Yine çözüm önermek ve eğitimde eşitsizliğin yarattığı sonuçları çözümlemek de bu yazıyı aşan bir konudur. Ancak, eğitimin önemli bir sosyal değişken olduğu ve sosyal çözümlemelerde bu alandaki sorunlar ve onların sonuçlan göz ardı edilerek doğru sonuçlara ulaşılamayacağı bilinmelidir.

Bir de belki söylemeye gerek yok ama, bu yazıda "eğitim eşitsizliği" kavramı esasen, eğitim olanaklarından yararlandırılma ve fırsat eşitsizliği çerçevesinde ele alındı. Hiç şüphe yok ki kavrama, hangi biçim altında olursa olsun, her pedagojik pratiğin bir iktidar ilişkisini, bir iktidar talebini, bir iktidarın meşrulaştırılmasını, üretimini ve yeniden üretimini göstermesinden hareketle, çok daha farklı açılardan da yaklaşılabilir.

Ortada bir gerçek varsa o da eğitimin ideolojinin kendini yeniden üretmesinde ve bireyleri etrafında kenetlemesinde önemli bir araç olarak kullanıldığıdır. Var olan toplumsal gerçekliğimizdeki hakim ideolojinin, eğitimde olanak ve fırsat eşitliğini yaratması demek, onun kendini reddi demektir.

Kaynaklar:
1)Erdoğan İ., Avrupa Birliği'ne Üyelik ve Eğitimde Ulusal Karakterin Yitirilişi: Egemenlik ve Mücadele Alanları, 2001, Eğitim Dergisi.htm.
2)Lombardi F., Antonio Gramsci'nin Marksist Pedagojisi, 2000, Ütopya Yayınları.
3)Tunç S., Türkiye'de Eğitim Eşitliğini Engelleyen Etkenler, 1967, AÜ Eğitim Fakültesi Yayınları.
4)Yıldıran G., Değişen Dün ya da Eğitimimiz: Olgular, Seçenekler, 1999, X Yayınları. Ocak-2002

ÖZGÜR DÜŞÜN SAYI-01

 
 kaypakkaya-anma-afis dgh-li-tutsaklarla-dayanisma

Özgür Düşün

  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün

www.demokratikgenclikhareketi.org | Demokratik Gençlik Hareketi Resmi İnternet Sitesi