iSMAiL UÇAR

1-Beş soruya tek tek mi cevap vermek gerekir, yoksa her soruya, beş sorunun bütünlüğünden hareketle mi cevap vermek gerekir? ikincisi daha doğru olur düşüncesindeyiz. Bu yüzden "aydınlar ordusu" oluşturma meselesine gelmeden aydın kimdir sorusunu, bu meseleyi de hesaba katarak düşünmek gerekir. Marksizm ve tabi ki Leninizm ve Maoizm, somutun somut tahlilidir. Mao Zedung'un aydınlar ordusundan bahsettiği Çin somutunda, feodalizmin katılığındaki cehalette ortaöğrenim öğrencileri bile aydın olarak kabul ediliyordu. Böyle bir durumda ay din'in kapsamını genişletmek ve kapsamı genişlemiş bu yekûn içerisinden "aydınlar ordusu" tesis etmek mümkün. Ancak bugün, böyle düşünmek doğru olmaz. Çünkü dünya ve dünyanın bir parçası olan ülkemiz gerçekliği içerisinde okumuşların cehaletinden geçilmiyor. Sistem bilince öyle bir altyapı oluşturmuş ki, değil ortaöğrenim, değil üniversite, kırk tane diplomanın alınması bile cehalete çözüm olmuyor. işte burada aydın kimdir sorusunu doğru sormak ve gerçekten aydın olanı, var olandan ayırt etmek için hem bir tanını hem de bu tanımı kapsayan bir kavram oluşturmak gerekiyor. "Sorgularınızın toplamını takip etmeye çalıştık. Bu nokta da aydın ile entelektüeli eşleyen yaklaşımlara denk geldiğimiz gibi, ayrıştırana da denk geldik. Kanımızca sözlük anlamları her ne kadar aynı kapıya çıksa da yaygın bilinirliği itibariyle aydını entelektüele eş görmemek gerekir ve sizin sorduğunuz "aydın kimdir" sorusundan hareketle de entelektüeli cevaplamak gerekir. Sevgili Fikret başkaya, entelektüelin görevini "mistifiye edileni demistifiye etmek" şeklinde tanımlıyor. Bu yüzden entelektüel, mistifiye edileni demistifiye eden kişidir demek doğru olacaktır. Aydını da gerçekten tanımına uygun bir niteliğe kavuşturmak için de, aydına dair var olan yanılgıları ve yanılsamaları düzelterek, bu yanılgı ve yanılsamalara tavır alarak, yani mistifiye edileni demistifiye ederek işe başlamak gerekiyor. Üu durumda aydın, aydını gerçek tanımına kavuşturandır demek de sorunuza cevap olur. Bu da dönemin tanığı olmak gibi klasik bir tanımı da reddetmeyi gerekli kılar. Üu an ismini hatırlayamadığım bir yazarımız, Barış Davası'ndan hareketle, Dr. Erdal Atabek olabilir, aydın için tarihinin tanığı değil, sanığı olabilmektir diyordu. Üu halde ikinci bir özellik belirtelim, aydın somut olan gerçek karşısında sanık olma cüretini de gösterebilendir.

2-Son cümleyle birlikte ikinci sorunuza geçelim. Elbette katılıyoruz. Daha dün, 1996 ölüm oruçları sürecinde, hapishaneyi ziyarete giden Yaşar Kemal'in "Korkuyorum" deyişini o dönemin tutsakları anlatıyor. Yaşar Kemal gibi uluslararası desteği olan bir yazarımız bile sanık olma bilincini gösteremiyor. Bunun olduğu bir yerde aydınlar sorunu yok demek mümkün mü? Nedenleri de burada saklı, korku çemberine karşı fikrin ve bilimin gücünü koyamamak. Kitaplarımızın ve düşüncelerimizin küllerini, evet satırlarını ya da sözcüklerini değil, bu satırlara ve sözcüklere verilen ateşten arta kalan küllerini tarihe bırakmamak. Başta gelen bir sebep. ikincisi ise, devrimci ve komünist politikacıların basiretsizliği. Fikrin gücü ne olursa olsun, hayata etkide bulunacak olan politikadır, yani fikrin politikadaki somutlanışıdır. Devrimci ve komünist politika hayata etki gücünü arttıramadığı müddetçe, ya entelektüele mız mız edip duracaktır ya da o mız mız ettiği entelektüelin kuyruğunda dolanacaktır. Gerçek fikir insanı, gerçek entelektüel mız mız edip durana kızdığı gibi, kuyruğunda dolanana da kızar. Çünkü o, burjuva nezaketiyle örülmüş bir saygı ve sevgiden öte, bilimin cesaretiyle örülmüş bir cüret bekler ve bu cüretin fikrine katılsa da katılmasa da saygı gösterir.

3-Bu son cümle ile de üçüncü sorunuza geçelim. Maalesef, mevcuttakini olumsuz buluyoruz. Çünkü ya mız mız bir tavırla entelektüeli itekliyor ya da kuyruğunda dolanan bir tutumla önüne geleni entelektüel ilan ediyor. Ve bazen bu, öyle akıl almaz bir hale bürünüyor ki, aydınlarla ilişkiler ağabeyli ablalı bir ilişkiye bürünüyor. Bu kuyruğunda dolanma aşaması. Kuyruğunda dolanmasına rağmen de beklediği sonucu alamazsa ki bu hukuk içerisinde alması mümkün değil meseleyi ifrata vardıran bir sekterizm. Nasıl olması gerektiğini düşünüyorsunuz, sorusuna gelince, liberalizme ve sekterizme iltifat etmeden ortaya konulan bir fikir mücadelesi olması gerektiğini düşünüyoruz. Bu noktada, ilerici ve devrimci dinamiklerin aydınlara yaklaşım ve beklentilerini nasıl buluyorsunuz sorusu da yanlış sorulmuş bir soru gibi karşımızda duruyor. Çünkü biz entelektüeli hangi dinamiğin içerisine koyuyoruz, ilerici ve devrimci dinamikle dâhil etmiyor muyuz? Üu durumda Özgür Düşün'ün sorusundaki yetersizlik de kendisini ele veriyor. Çünkü ilerici ve devrimci dinamikten kastı, devrimci parti ve örgütlerdir (ya da en azından biz böyle anlıyoruz) ama bunu doğrudan sormak yerine farklı kasılmalarla yuvarlıyor ve maalesef şu ana kadar sorulara cevap veren hiçbir entelektüelimizde "Neden böyle soruyorsunuz, bizler ilerici ve devrimci dinamiğin dışındaki güçler miyiz?" gibi eleştirel bir soru yöneltmedi. işte bir sorunun açığa çıkardığı zaafiyetli iki taraf, zaafıyetli iki yön. Bu zafiyetli yönlerden ötürü, sorulan soru da tek taraflı tartıştırıyor. Entelektüelin durduğu noktadan devrimci ve komünist politikacılar ve politik örgütler tartıştırılıyor. Oysa aynı noktadan entelektüelinde kendisine dair tartışması ve tartışması gereken noktalar var. Bunların ayrıntısına girerek ana konudan uzaklaşmayı doğru bulmuyoruz. Ancak gerçekten entelektüel bir tutum ise, sadece karşımıza değil, kendimize de soru sorabilmeliyiz.

 4-Ordular kadar belirleyici olması, aydınlardan da ordu oluşturulması anlamına gelmez. Mao Zedung yoldaş, Çin gerçekliğinde ve bir savaş gerçeği içerisinde bir teşbihte bulunarak bir soruna dikkat çekmiş. Ülke gerçekliği ve kendi ülkemizdeki savaş gerçekliğini ihmal ederek, meseleye aynı kavramla çözüm üretmeye çalışırsak çakılır kalırız. Çünkü aydınların cehaletiyle dolu bir ülkede yaşıyoruz, cahillerle de, kastedilen manada bir ordu kurmak mümkün olmaz. Az sayıdaki entelektüel de orduyla ifade edilecek bir yekûn oluşturmaz. Dolayısıyla teşbihle yapılmış bu kavramı bir kenara bırakarak somutu değerlendirelim. Var olan savaş gerçeği bile bir bilgelik beklerken, halk ordusunu biçimlendirmek üzere bilgelerden hareketle teşbihler yapmak daha bir ihtiyaçtır. Çin'in kızıl ordusu gibi bilgeleşememiş ordularımızdan hareketle entellektüelemize göndermeler yaparsak, bu hiç de çekici gelmez. Nitekim bir edebiyatçımız soruyor, fikri ve fikir hareketini ordu gibi militarist çağrışımlarla ifade etmek doğru mudur diye. Elbette doğru değil ama halk ordumuza var olan militarist ordulardan farklı bir anlam yüklüyorsak önce o karakterle biçimlendirmek gerekir. Bu da halkın bağrında bilgelikle yürütülen bir savaş gerçeği ve bu savaş gerçeği içerisinde büyüyerek çekim merkezi haline gelmiş bir ordu gerçekliğidir. Bunu gerçek kılmadan denklemi tersinden kurmak, ancak ve ancak, entelektüelin uzaklaşmasına ya da tepeden bakan tavırlar takınmasına sebep olur. Bu yüzden "aydınlar ordusuna" evrilmezden önce, kat edilmesi gereken mesafeleri kat etmek gerekir ki, bu da, bugünden yarına politikacı ile entelektüelin belli paralellikler içerisinde ortak fikirler üretmesiyle mümkün olur. Dolayısıyla öncelikli olan halk ordusunu da kapsayacak bir tarzda demokratik bir halk hareketi oluşturabilmek ve entelektüeli de bu eksende sorumluluğa davet edebilmektir.

5-Aslında bir önceki soruya cevaben söylediğimiz düşünceler içerisinde bu sorunuza da cevap vermiş olduk. Tekrar etmek gerekirse, Demokratik Halk Hareketi'nin politikacısı da, Demokratik Halk Hareketi'nin aydını ve entelektüeli de sorumluluk duymalı ve bugünden yarına şu düşünceyle adım atmalıdır: Bugün Demokratik Halk Hareketi'ni örgütlemek üzere, yarın örgütlenmiş olan halk hareketini ileri taşımak üzere, bir sonraki gün ise Demokratik Halk iktidarı'nın gerici dünya sisteminin karşısına koymak üzere Demokratik Halk Hareketi için Aydınlık Sorgular’da bulunmak önümüzde duran bir sorumluluktur. Sorumluluğu üstlenerek göreve sahip çıkmak gerekir.

 
 kaypakkaya-anma-afis dgh-li-tutsaklarla-dayanisma

Özgür Düşün

  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün

www.demokratikgenclikhareketi.org | Demokratik Gençlik Hareketi Resmi İnternet Sitesi