TOPLUMSAL DEĞiÜ(TiR)ME KURAMLARI ÜZERiNE (1)
Sosyolojik Düşün
Toplumsal değişme konusunda sosyologların kuramlarına geçmeden önce "toplumsal değişme" kavramının egemenler tarafından bilimsel alanda yanlış kullanımlarını ayıklamamız gerekir. Burjuva ideologların kullandığı toplumsal değişmeden kastedilen, tarihsel bir gerçekliğin insanın bilinçli çaba ve müdahalesi ile değil, kendiliğinden ve insan çabasından bağımsız olarak görülen/gösterilen bir kavramdır. Dolayısıyla bu anlayış için toplum, değiştirilmeyen; ancak farklı etmenlerle (örneğin kültürle) değişen bir özellik taşır. Doğal olarak bu daha önce ortaya koymuş olduğumuz sosyolojinin temel anlamına ters bir safsatadır. Zira bizim ya da sosyolojinin toplumsal değişmeden kastettiği yön, insan ürünü , yani öznesi bulunan ve bu öznesi de insan olan bir 'değişme' dir. Toplumsal alandaki değişme (ya da değiştirme) 'özne'siz bir doğa olgusu değil, beşeri gerçekliğin bütününde yer alan ve mutlaka 'değiştiren'i olan 'değişme'dir. Bu noktada değişme için "nasıl?" sorusuyla tespit ve tasvir yapmaktan öteye geçerek "kim ve kimler tarafından" değiştirilen ve böylece "hangi egemenlik ilişkileri" altında oluşan bir olgu olduğuna bakmak gerekir. ileride daha özgül konularda geniş yorumlar yapabilmemiz için toplumsal değişme hakkındaki bazı temel kuramlara kısaca değinelim.
Toplumsal değişmeyle ilgili sosyolojik ilk açıklamaları yapan ve ilk sosyolog olarak görülen ibn Haldun (1332-1406)'dur. ibn Haldun yaşamış olduğu dönemde Kuzey Afrika ve Akdeniz ülkelerindeki devletlerin bir önceki dönemlere göre hızla kurulup, ancak ağır savaşlarla da hızla yıkılmalarının da etkisiyle devlet-toplum yapısının nasıl değiştiğini incelemesini sağlamıştır. ibn Haldun, toplumsal değişmeye bir organizmacı gözüyle bakar. Yani toplumdaki her bir kurumun, insan vücudundaki organlar gibi, yeri ve işlevi vardır. Bu açıdan devletin ve toplumun değişiminde özellikle "asabiyyet" kavramını vurgular. Asabiyyet, grup dayanışmasını ve birliğine dayalı eylem gücünü ifade eder. Bu gücün ya da dayanışmanın aldığı şekil değişmenin niteliğini yansıtır. ibn Haldun'a göre insan topluluklarının ilk durumu 'göçebelik'ti ve bunun zamanla yerleşiğe dönüştüğünü savunur. Bu dönüşümde oluşan kentleşmede "an ürün"ün rolüne önem verir ve zorunlu gereksinimlerden fazlasının ortak emek yoluyla üretildiğini dile getirir. Ona göre toplumlar doğal bir evrim çizgisini zorunlu olarak izler ve uygarlığın en üst aşamasına ulaşır.

Aydınlanma çağı sonrası batıda feodalizmden kapitalizme geçiş toplumların niteliğini hızlı değişmesine ve böylece toplumsal değişmenin dinamiklerinin tespitine yönelik farklı teorilerin ortaya konulmasını da beraberinde getirmiştir.
Sosyolojideki kuramların öncülüğünü de doğal olarak bu toplumlardaki düşün insanları yapmıştır.

Sosyolojinin babası ve ilk pozitivist olarak bilinen Auguste Comte (1798-1857) toplumlar üç aşamadan geçerler. Comte bunlara üç hal kanunu der. Bunlar:

1) Teoloji: Büyüler ve inançların hakim olduğu toplum
2) Metafizik: Dinler ve soyut düşüncelerin hakim olduğu toplum
3) Pozitivizm: Deneye dayanan aşama, bu toplumda bilim hakimdir.

Comte, bu üç aşamayla evrimci olduğunu yansıtır. Ona göre her bilim, kendisinden önceki bilimi içermektedir. Sosyoloji, en son bilim olduğu için, bilimlerin anasıdır. Toplum bilimsel olarak incelenebilir. Comte, toplumda yaşanan kargaşaların çözümü için, sosyolojiyi önermiştir. Sosyolojiyi ikiye ayırır: l-Sosyal statik (toplumda nasıl bir düzen var, bunu inceliyor), 2-Sosyal dinamik (toplumlardaki değişmeleri inceliyor, toplumlardaki bu üç aşamayı inceliyor)
Sosyoloji, toplumun durağan durumunu da, değişen durumunu da inceleyebilir. Comte'un en önemli çalışması, çağının sosyal sorunlarına çözüm bulmaktır. Reformcu, aynı zamanda bir bilim insanıdır. Kamu, özel mülkiyet ve çatışmanın onun için bir anlamı yoktur. Onun için önemli olan iş ve ailedir.

Bant tipi üretim anlayışını model alır Comte. Temel amacı, kargaşalara son vermektir. Metot olarak, gözlem, deney ve karşılaştırmayı kullanır. Evren, belli kanunlara göre belirlenmiştir, toplum da bu kanunlara göre belirli aşamalardan geçmektedir. Toplumu, Sosyal Statik ve Sosyal Dinamik olmak üzere ikiye ayırır. Sosyal statikte, sosyal dünyayı din, sanat, aile ve mal-mülkün birleşimi oluşturur. insan dünyasını ise, duygu, eylem ve zeka oluşturur. Sosyal dinamik ise, tarihsel gelişme, ilerleme, ilerlemenin analizi ve verileri, maddi ve ahlaki durum, nüfus ve diğer entelektüel gelişmeler ve eğitimden meydana gelir.

Comte, çatışmadan çok, yapıyla ilgili bir teori geliştirmiştir. Çağdaş toplumun, bunalımını ve gelişimini determinist (neden-sonuç ilişkisiyle) açıdan açıklamaya çalışmıştır.

Comte'un çağdaşı Spencer de benzer teoriler ortaya koyar. Spencer, sosyolojideki en büyük evrimcidir, geleceğe olumlu ve güzel bakar. Çalışmalarında Darwin'den etkilenmiştir. Pozitivizmin ingiliz temsilcisidir. Sosyolojiyi tamamen biyoloji temelinde açıklamaya çalışmıştır. Organizmacı ve evrimci yaklaşımın ortasında yer alır. Toplumları bir organizmaya benzetir, ama bu toplumun ölümsüz, sürekli, sonsuza kadar giden, farklılaşma ve bütünleşme ile sürekli gelişen bir toplum olduğunu söyler.

Spencer'in teorisinde farklılaşma ve bütünleşme kavramları vardır. Farklılaşma, bir rol ya da örgütün, birden fazla rol ya da örgüte bölünmesidir. Buradaki ayrılma, düzenliliği yani organizasyonu içerir. Yani parçaların ana gövdeden ayrılıp, kendi özgürlüğünü kazanması anlamına gelir. ilkel toplumlarda farklılaşma çok azdır. Bu nedenle yönetim, güvenlik ve din işleri hep bir elde toplanır. Farklılaşma, bir gelişim sürecidir. Yetkiler ne kadar çok dağıtılır ve farklılaşırsa, gelişme o kadar çok olur. Bütünleşme, farlılaşmış örgütlerin tekrar bir araya gelmeleri ile birleşmeye çalışmalarıdır.

Spencer'de homojen ama birbirinden ayrı toplumlardan heterojen bir topluma geçiş vardır. Bu geçiş, bir evrim süreci içinde gerçekleşmektedir. Burada parçalar vardır, ama bu parçalar fonksiyoneldir. Bu parçaların hepsi bir bütünü oluşturmaktadır. Parça, tek başına bir anlam ifade etmez. Comte'u Spencer'den ayıran nokta, Comte'un bireyi temel almasıdır.

Toplumlar Spencer için gelişme süreçlerinde iki aşamadan geçer:

1) Askeri toplumlar: Belirsiz düzen vardır.
2) Sanayi toplumları: Belirli düzen vardır.

Belirsiz düzenden belirli düzene doğru bir evrim aşaması yaşanır. Toplumlar, tam gelişme aşamasına geçince farklılaşma, maksimum düzeye ulaşır. Farklılaşma, az gelişmiş toplumlarda daha az; gelişmiş toplumlarda daha fazladır. Toplumlar, endüstrileştikçe, farklılaşma gerçekleşir. Spencer'e yapılan eleştiri, bu endüstrileşmeyi harekete geçken faktörü açıklayamamasıdır.

Spencer'in toplumları ikiye ayırması daha önce Tonnies (1855-1936)'in topluluk ve toplum ayırımından ileri gelir. Topluluk, birincil (birbirine yakın, sıcak) ilişkilerin doğal istemin (istem: insanın herhangi bir eylemi gerçekleştirme yolunda iç ve dış koşulları belirleyen bilinçli kararlılıktır), duygusallığın, geniş aile tipinin, ortak iradenin (biz duygusu), grupsal çıkarların, törelerin ve adetlerin hakim olduğu homojen bir yapıdır. Toplum ise ikincil (birbirinden uzak) ilişkilerin, ussal istemin, mantığın, çekirdek aile tipinin, bireysel iradenin (ben duygusu), bireysel çıkarların, moda ve geçici zevklerin hakim olduğu heterojen, değişmeye açık, araçları yapay olan bir yapıdır. Tonnies için topluluktan topluma doğru evrimci bk geçiş vardır. Tonnies'ten etkilene bk diğer sosyolog Durkheim (1858-1917)'dir.
Onun toplumsal değişmeyi açıklama biçimi ise şöyledir:

Durkheim için toplum, bağımsız bir varlıktır. Toplum, parçaların toplamı değil, organik, kolektif bir bütündür.
Toplumdaki değişmeyi, mekanik (benzerlik) ve organik (işbölümü, farklılaşma) dayanışma ile açıklar.

Durkheim, "sosyal olgu" kavramıyla ünlüdür. Sosyal olgu, insanlar arasındaki birlikteliklere ilişkin şeylerdir. Olgular, genel ve soyuttur (örneğin evlilik). Olaylar, özel ve somuttur (örneğin a ve b nin evlenmesi bir olaydır, evlilik ise bir olgudur). Durkheim'e göre, sosyal olgunun iki önemli özelliği vardır: 1) Bireyin dışındadır 2) Bireye toplumsal baskı yapar. Olgular, bizim dışımızda, şeyler gibi incelenmelidir. Bir toplumsal olgu, ancak başka bir toplumsal olguyla açıklanabilir. Örneğin, göçün sebeplerinden birisini, nüfusun artışıyla açıklayabiliriz. Durkheim için, sosyoloji, doğa bilimlerinden biridir. Öyleyse, deneysel yöntem sosyolojiye uygulanmalıdır. 'işbölümü' adlı kitabında da bu metodolojisini anlatmış ve 'intihar' adlı kitabında da bu konuyu pekiştirmiştik. Durkheim, bu yapıtında, toplumsal dayanışmanın nedenini, işleyişini ve nasıl olduğunu yazmıştır. Yapıtının ilk bölümünde, işbölümünü değişken olarak ele almıştır. Tonnies ve Comte'da bu daha zayıftır. Yapıtının ikinci bölümünde, işbölümünün nedenlerini bulmaya çalışmıştır. Toplumsal bir olayın nedeni yine toplumsal bk olaydır, neden birey olamaz. işbölümü, konu bakımından ekonomiyi, yöntem bakımından hukuku, amaç bakımından ahlakı ilgilendirir.

Durkheim'de organik dayanışmanın ülküsü, uzmanlaşmaktır. Durkheim için meslek çok önemlidir, mesleksiz olanlardan nefret eder. Toplumda her birey, görevini yerine getirirken bunu yapmaktan gurur duyar. Toplumda ne kadar farklılaşma varsa bir o kadar da bütünleşme vardır. Durkheim, organizmacıdır. Her birimin, her parçanın, kurumun toplumda bir fonksiyonu vardır. işbölümü, bireyin kişiliğini de yüceltir. Durkheim'in istediği şey, dünya kardeşliğidir, bu da işbölümü ile gerçekleşir. Toplumun bütünü, organik bir bütündür, her parçanın diğerine ihtiyacı vardır. Bu da farklılaşma ile olur. Organik dayanışma anlaşıldığı üzere sanayi toplumunu, mekanik dayanışma ise geleneksel (ilkel-feodal) toplumu temsil eder. Dayanışmayı semboller aracılığıyla anlayabiliriz.

Durkheim'de önemli olan kavramlardan biri de "kolektif bilinç"tir Kolektif bilinç, ortalama toplumun bireylerinki, ortak inanç ve duygularının tümüdür. Toplum bireyden değil; birey toplumdan doğmuştur. Cezanın amacı, kolektif bilinci tatmin etmektir.

Durkheim, Comte ve Spencer'in ortak yanları, olaya makro bakmaları, büyük boy teoriler geliştirmeleri ve organizmacı olmalarıdır. Durkheim, bizim için önemlidir. Zira Kemalizmin teorik olarak beslendiği zemin olan Fransız pozitivizminin mimarı Durkheim'dır. Cumhuriyeti kuran kadroların (özellikle Ziya Gökalp'in Durkheimci olması ve bu kadroları etkilemesi) nasıl bk toplumsal değişmeyle ulus inşa etmeye çalıştıklarını, neden başarısız olduklarını daha rahat açıklayıp alternatifini sunabileceğiz.

Bir sonraki yazımızda ise Marks'ın, Weber'in, Parsons'ın, Dahrendorf'un toplumsal değişme hakkındaki teorilerine değineceğiz. ilerleyen sayılarda ise Marksist sosyolojinin kuramsal yönü ile toplumsal düzenin bu yönde değiştirilebilme olanaklarını Türkiye'nin toplumsal yapısında nasıl şekil alması gerektiğini devrimci teori çerçevesinde ele almaya çalışacağız...
ÖZGÜR DÜÜÜN SAYI-23
 
 kaypakkaya-anma-afis dgh-li-tutsaklarla-dayanisma

Özgür Düşün

  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün

www.demokratikgenclikhareketi.org | Demokratik Gençlik Hareketi Resmi İnternet Sitesi